camping 2010

camping 2010
> yakında <

terzilerin iğne yediği dünya*

terzilerin iğne yediği dünya*
şiddete meyyalim vallahi dertten!

mucizem (:

mucizem (:
anlatmazsam çatlarım

akşam vakti

akşam vakti
kalbim serseriliğim benim

referanduma doğru

15 Ağustos 2010 Pazar

Resim


bildiklerini dünya kabul edip her gördüğü yeniliğe öcü gözüyle bakanlar! ['hayır'cılar]
sırf senin hayaline sığmıyor diye, marsa gidilmesin mi?
korkunuz sizin bildiklerinizden fazlasını bilen ve icra eden birilerinin olması mı?
kendinden öncekileri toplayıp, kendi mükemmelini yapan insan, içinde kendi bulunmayan bu eserle övünerek, kendinden sonrakileri yok sayma cüretinde, ne âla...

ramadan mubarak

11 Ağustos 2010 Çarşamba




önce şöyle bağırmak istiyorum yüksek müsadenizle.

hoş geldin ramazannnnnnnn, seni çooooooooook özlemiştik (:

bugün ramazan gelmeden son kez buluştuk kızlarla. dün bahsetmiştim kentpark'ta piknik falan diye. toparlanmamız biraz uzun sürse de ramazan arifesinde dostlarımla depoladıklarımdan ötürü Allah'a defalarca hamd...

giriş:

merve piknik yerine 1 saat kadar geç geldi. üstelik pikniğimiz için yere sereceğimiz örtüyü o getirecekti.
ayakta kaldık.
geldiği gibi herkes üstüne yürüdü tabi. gak dese "nerde kaldın" diyoruz, guk dese "ne sorumsuzsun".
örtüyü serdik oturduk, aksilik bu ya merve'nin sırtına güneş vurmaya başladı. korkusundan da ses çıkaramıyor.
neyse söyledi biraz daha ileri çektik ama yine demediğimizi bırakmadık. yarım saat kadar sonra güneş yine bunu buldu. bu hafiften yine çıtlattı güneş falan diye. ayşe "Allah'ın aşkına merve bi yerinde dur!" diye fırçaladı.
olayın hemen akabinde esma merve'nin yanı başında duran patatesli kek'in kabını ağzı açık görünce, "aa kapatayım güneş vuruyor mekruh" dedi.
merve " ona vuruyo mekruh, bana vuruyo mendup dimi?"
uyh pikniğin en güldüğüm vaka'sı idi şıp diye anlatıverdim.

gelişme:

neysem günün anlam ve önemine geçeyim.
ramazan'ın coşkusuyla herkesde başka bi hal var zaten. özellikle esma ile kendimizi eşeleyip durduk. aslında çok net kararlar olmamız gerekiyor. hep istediğimiz fakat yapamamaktan korktuğumuz çekindiğimiz bir şey için birbirimizi cesaretlendirdik yine. hâla tedirginiz o konuda ama ömrümüzü, zihnimizi temize çekmek için, dünya işleri ile çokta meşgul olmayarak zamanımızı bereketlendirmemiz için net bi atakta bulunmak zorundayız.
hatta kefaretli yeminli sözleşme yapmaya karar verdik.
kışları dersler, etkinlikler, seminerler vs. derken ne olduğunu anlamıyoruz fakat yazın sakinliği hepimizi ürkütüyor. "boş zaman" müslümanı olmak çok kolay çünkü. -Rabbim bize yardım et, bizi, zamanımızı ve işlerimizi bereketlendir [amin] -

İlk hedefimiz ramazan ayını en güzel şekilde değerlendirip bu manevi temelin üzerine tüm yıl (ve daha sonra bir ömür) sağlam bir bina inşa etmek.

mesela kurs zamanlarımızdan beri doğru düzgün ezber yapmadığımıza karar verdik :/
ki şüphesiz ezber insanın kur'an ile daha haşır neşir olmasını ve zihnini kirli bilgiden temizlemesini sağlıyor. bu konuda ilk plan ise sabah namazlarından sonraki vakitleri ezber için değerlendirmek. hele ki elimizde ayşe gibi bi kaynak var. ayşe'm hafızdır. Allah'ın verdiği bu imkanı, bu nimeti kullanmamak bizim ayıbımız. -etimizde kemiğimizde senin ayşem-
ve tabi birde tefsir derslerimiz var.
kaç yıl ardarda hiç ara vermedik. bu konudaki istikrarımız sebebiyle Allah'ta işimizi rastgetirmişti. geçtiğimiz yıl tefsir yerine akaid konularını baştan inceleyelim dediğimizden beri hayatımız da büyük açık var.
tefsir yerine akaid olmazmış, tefsir artı akaid ancak. çünkü tefsir dersi kadar insanın gününe, anına, zamanına etki eden bir şey bilmiyorum ben.

öyle işte, tüm gün zihnimde bunlarla dolaştım.
ve ben biliyorum ki bizim sadece tek bir adım atmamızı bekliyor Rabbimiz, ardından tüm imkanlarını seriyor önümüze, buna defalarca şahit oldu bu yürek, defalarca elhamdülillah.

sonuç:

fikrî de olsa bu atılımın semeresi midir bilmiyorum, bu günün akşamı da çok bereketli geçti.
katılmamız gereken bir toplulukta bir çok ilahiyatçı abla bulunmaktaydı, hoş sesleri ve naif okuyuşlarıyla bize kur'an ziyafeti verdiler.
hemen ardından ömrümde ilk defa gittiğim bir camide teravih'e yetiştik.
aminlerimiz karıştı bilmediğimiz insanların aminlerine.
safları sıklaştırdığımız için bile boş yer kalmayan o cami bana hediye gibiydi.

çok şükür çok çok şükür.

ramazan geldi.
geldiği gibi götürdü ruhumu buralardan.
herkes gibi iç çekiyorum, şimdi orda* olmak vardı. şimdi orda olmak vardı.



cümleten hayırlı ramazanlar sevgili dostlar,
ahiretimizi bayram kılacak günlere inşallah...



"Size bereket ayı Ramazan geldi. Bu ayda Allah sizi kuşatıp,rahmetini indirir. Günahları bağışlar. Duaları kabul eder. Allah bu ayda, sizin hayırda yarışmanıza bakar ve sizinle meleklerine karşı iftihar eder''

(Hadis-i Şerif)




sosyal mesaj:



*mekke, mekke güzel şehir...

fırfır (:

28 Temmuz 2010 Çarşamba

yine ara verdim yazma işlerine blööğüm. affına iltica...

ne zamandır hiç sevmememe rağmen muttasıl bi alışveriş modundayım.

bu haftasonu ablamlar falan yine bir aradaydık.
malum 5 kız kardeş olunca ve 4 manevi kız kardeşle şereflendirilince eksik gedik bitmiyor.

geçtiğimiz günlerde de dostzâde'm merve'ye nişanlık baktık.
çooooooooooook yorucuydu.
eve bir düşüşüm vardı görmeliydiniz.


ve esasen o gün anladım ki.
ben hiç büyümiycemmmm, hep çocuk kalıcammmmm.

nişanlık diye beğendiği şeyler hep böyle fırfırlı, katkat etekler. kuşaklı elbiseler filan.
bunlar "ağır" değil diyor ayşe. ağır ne ola ki. merve zaten bi gıdım kız, hafif olsa daha iyi değil mi?
aman ayşe işte bildiğin ulu neke her şeyde bi bildiği vardır muhakkak. -düşünün caddeden karşıya geçicez trafik lambasının kaç dakika sonra yeşil yanacağını bile biliyor. bizde bu bilgeliğinden ötürü kendisine "cengizhan"ın annesi olan ulu neke'nin makamını layık gördük.bunu burda anlattığımı bilse beni keser-

bide birkaç gün önce bi ayakkabı aldım.
her zaman ki gibi uçlarında püskülleri olan, yani bi yerlerinde bi civcivlilik olan bi babet.
kim görse, "sen" işte diyor, bildiğin sen.
bugün telefonda ayşe'ye tarif ediyorum modelini. - bu erkeklere ne saçma geliyordur kim bilir, telefonda ayakkabı modeli anlatmak.- diyor "ayyyyyy iki gün önce bi vitrinde bu tarifte bi ayakkabı görmüştüm, tam sana göre diye içimden geçirmiştim, buna dalaletmişşş"

şaka maka bu olanlardan sonra bi tedirginlik düştü içime.
hiç büyümüycem diye diye hanım hanımcık da mı olamıycam ki.
bir oturma odası kanepesinde annemin döpiyes giydiği yaştayım diye mi tüm bu olanlar.

aman üzülmüyorum yaa,
bu zevkin zamanla içime yerleşeceğine inanıyorum, değişirim pek tabi.
şimdilik böyle bir gereklilik yokken ve beğendiklerim hala fırfırlıyken "olur mu dünyaya indirsem kepenk?"* -bu arada “pek tabi” demeyi çok severim, “öyle işte” demeyi de çok severim. hele hele " hey you, out there in the cold, getting lonely, getting old "demeye bayılırım :PpP öyle işte.-

bide bugünlerde biraz hastayım. Allah aşkına bu sıcaklarda, soğuk algınlığı olacak iş miydi?
ama yarın kızlarla kentpark'ta piknik yapıp iyileşmeyi planlıyorum. :P
babet giycem, çapraz çanta ve güneş gözlüğü takıcam. ohh.
kimse beni pileli elbiselere ve eşarp üstü gerdanlıklara mahkum edemezzzzzzz.

- oda nesi demeyin, eşarbının üstünden gerdanlık takan bi kız gördüm. görünsün diye galiba. kuyumcu vitrini gibi bütün bilezikleride kolundaydı zaten. devlet zimmetine geçirse dış borç neyim kalmazdı.-


neyse efendim ben kalkayım, blog yazısının kısa olanı makbulmüş.
kapıyı açık bıraktım.
ocakta yemeğim var.
çoluk çocuk durmaz.
ve bilumum hızlı gidiş bahanesi benden size gelsin.

soğuğa alınmayın, kendinize iyi bakın.



*N.Fazıl Kısakürek

beraat kandili

26 Temmuz 2010 Pazartesi

herkese hayırlı kandiller.

bizi bu güne ulaştıran Rabbe hamd olsun.
şaban ayının 14'ü ve 15'i arasındaki boşluğa bağdaş kurup dua etmek için sabırsızlanıyorum.

ramazanı kucaklamak içinse heyecanla çarpıyor kalbim.

bir yıl içerisinde bu kadar temiz bir özlemle özlediğimiz başka bir şey var mı gerçekten merak ediyorum.

böyle günlede çarşı-pazardaki o koşuşturmaca, burnuma gelen kandil simidi kokuları, ve evlere hakim olan o huzurlu sükunetin içimde büyüttüğü güzelliği tarif edemem.


Rabbim dualarımızı kabul eylesin,
annemizi, babamızı, tüm sevdiklerimizi, (vurgu ile beni! :) çocukluğumuzun kandillerinde mahallede şeker dağıtan tonton dedelerimizi ve bir tabak helva ile kapımızı tıklatan komşu teyzelerimizi de dualarımızdan eksik etmeyelim inşallah.


kandil simidi getirenimiz bol olsun. (:


fiemanillah...





"Allah Teâla Hazretleri Şaban ayının yarısında dünya semasına nüzul eder ve
Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı, o kadar çok
sayıda insanı af ve mağfiret eder."

Hadis-i Şerif

bir elimde gökyüzü var hala*

yağmur yağdı az evvel.
gökyüzü, yeni ağlamış çocukların gözleri gibi ıslak ve parıltılı. çok sevimli çok...

bir haftadır "yazdan sıkıldım, kışı istiyorum bennn" diye hayıflandığım için utandırdı beni. - hatta bunu arabeske vurup şöyle dillendiriyordum "kutupta yaz gibi özledim kışı" :PpP -

bu yaz ilginç geçiyor; yoğun ve sakin.
tam olarak böyle. başka nası tanımlarım bilemiyorum.
bazı günler iki dakika ardarda oturamadan geçiyor bazı günler put gibi -evlerden ırak- yerimden kıpırdamadan.

ama hep derim.
biliyorum ki bize ümit yakışır.
o yüzden yok öyle sıkıldım filan. derhal toparlana ve suratını asanların suratlarına el konula. - kelleleri uçuruluyor yani-


işte tamda şimdi güzel şeyleri sıralama vakti...

*yazın başından beri, sayısını bilmediğim kadar çok kere çimene oturdum.
*defalarca yeğenlerim tarafından uyandırıldım.
*i. tenekeci'nin "güzellik uykusu" nu aldım.
*abi ve ablalarımla kalabalık olmamıza rağmen ne sık bir araya gelebildiğimizi farkettim. -şükran-
*selva yaz okuluna kaldı diye (ki biz kazandı diyoruz) sevindim ama çaktırmadım.
*selva ile uyudum.
*esma ile uyandım. -esma ile uyumadık denecek kadar az uyuduk-
*ayşe betül'den fırça yedim.
*merve'ye fırça attım.
*nihal'in evliliğinin 3. günü kahvaltıya gittim.
*misafir olduğum bir evde ilkkez masanın ambalajını açtım. -nihal'in ilk misafirleri olmamızdan mütevellit-
*dostumun nişanı için heyecanlandım. - henüz nişan yapılmadı bayramın 3. günü inşallah, merve ve sözlüsüne (bak merve kızarsın diye ismail demedim, sözlüsü dedim.) burdan mutluluklar dilerim :P -
*sercana'yı özledim.
*yaz kursu bağlamındaki tek öğrencim hafsa'nın aracılığımla bir şeyler öğrendiğine şahit oldum. -nasib eden Rabbe sonsuz şükür...-
*esma'ya yapılan ayıba karşı gürültü yaptım.
*scrabble'da yenilmemek adına istikrarımı korudum. (sağda, orjinal hali, yüksek puanlı kelimeleri ben yazdım :P)
*sular vadisi'nde sevde'yle yürüdüm.
*bir sabah namazında daha eyüb sultan'da olabilmek için dua ettim.
*geceleri yıldızları, gündüzleri güneşi seyrettim.
*dünyaya atılışımın üzerinden yirmi iki yıl geçtiği halde, güneşin altında hâlâ bir acemi olduğumu farkettim.


hamd ile...



*feridun düzağaç / uykusuza masallar

dinleti

23 Temmuz 2010 Cuma

bahsedeceğim tarz melodilere ilgisi olanlar için nacizane bi kaç öneride bulunacağım;

tabi mutlaka anadolu menşe'ili olsun demeyecekseniz;

farid farjad'ı bilirsiniz iran'lı keman virtüözü, hele bi klip buldum ki, nuri bilge ceylan'ın anadolu'nun yüzleri adı altında çektiği fotoğraflara movie maker aracılığıyla eklenmiş;

ya keman sesi müthiş ince ve hüzünlü;
ona piyano düeti eşlik etmiş.


bu ince sesler üzerine bir de o saf anadolu insanının yüzlerindeki ince hüznü ekleyince ortaya müthiş keyifli bişeyler çıkmış...


kesinlikle tavsiye ederim...

buyrun:





birde notre dame de paris müzikalinden patrick flori'yi tavsiye edicem.
aslında fransızlar en sevmediğim ulustur... ama n'apalım müzikleri güzel... ;)
özellikle patrick fiori’nin canlandırdığı phoebus’ün söylediği bölüme dikkayt.

buyrun:


yeditepe istanbul



yeditepe istanbul:
türkiye'nin en iyi oyuncu kadrosunu bünyesinde barındıran mükemmel bir yapımdı.

işlediği konu, çekildigi mekan, hikayeler... kesinlikle olması gerektiği gibiydi.
her zaman özlemini çekeceğim sanırım o mahallenin ve insanların.

ve yusuf'un dediği gibi bunda sonrası bizim içimizde sürecek...

ne zaman konusu açılsa böyle bahsediyoruz bu diziden, repliklerini hatırlıyoruz.
boğazımıza bi yumruk gibi oturan devrik cümleleri anıyoruz .
içimizde birer yusuf yada ali hüzünleniyor.
olcay için duru için sevda sözleri yazdığımız eski bir eve sığınıyoruz...
hayatın ortasında tutunamamış bir oğuz atay kahramanı gibi kalakalıyoruz.

neyse,
bu konuda aslında bu ruh halinin bir ürünü.
ömer'den bahsedeceğim size, duru'dan, yusuf'tan, olcay'dan, ali'den...
hatırlamak isterseniz buyrun okuyun efendim. Göz  kırpan


***

duru:

dünyanın en şık halteri...

ömer:

hüznümün üzerine ağırlık koymam lazım. dimi ama?
yani, vakitsiz bir gözyaşı olmasın diye muhtelif duygularımıza kas yapıyoruz.


***

yusuf:

adım yusuf, otuzbeş yaşındayım.
daha hiçbir şey yaşamadım ki ortasında olayım hayatın.
o yüzden kenarındayım...


***

duru:

ben sana teşekkür etmek istiyorum; hissettiğin güzel hisler için...

ömer:

bir teşekküre hayırın anlamı değişmez, eğer bu teşekkür teselli için ise buna hiç gerek yok; ben seni iskambil destesinde bulmadım ki şansıma küseyim.


***

yusuf:

öyle bir bak ki bana gelmem için mazeret gerekmesin.

***

ferhan:

az biraz kafası kırık bir doktor gelmişti içeri, o anlatırdı, "vücudun bütün seslerini duysan sağır olurdun" derdi. oysa biz sadece kalbin sesini duyuyoruz, kanın akarken çıkarken uğultu ya da yaraların kabuk bağlarken çıkardığı sesler değil.

***

ömer:

göğüsümdeki dövmeyle kalbim arasındaki 3 cm.'lik mesafeyi aşamadık bi türlü.



***

ömer:

‎nereye gidersen git ama annemin gittiği yerlere gitme, çünkü oralardan dönülmüyor"


***

yusuf:

hayat sahip olduklarımızın dışındaki şeylermiş.

***

havva:

bişeyi bekle bekle sonra dönunce bır anlamı olmasın... onlar döndü biz kaçırttık.

***

ömer:

kapanması gereken defterler kapanır duru. seni sevmiş olmanın tafrası yeter bana. [müthiş Göz  kırpan ]

***

ömer:

ben şahin görünümlü serçe gibiyim...pejo motorlu woswos gibi... içim
dışıma uymuyor ama her yere beraber gidiyoruz...
hatta...hatta seni bile aynı anda seviyoruz


***

yusuf:

tamam bitti. bu tuhaf insanların öyküsü, bundan sonra sizin içinizde sürecek. yanlız kimseye itimaz geçmek yok. çünkü herkes payına düşeni yaşar. hayat nitelikli insanı ödüllendirir.
şimdi veda mahiyetinde eyvallah...




















kayayı delen incir / turgut uyar

kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber
elbette kırlardan kırlardan gelecekler
başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri


eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna
artık bu yokları var etmeyi usladık
ağaçları budadık omandan balıkları tuttuk denizden
hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık
çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber

hey koca dünya nasıl avucumuzdasın
nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden
çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber

ey güzelim sümbül ve teber ey canım
gördüğüm sanki o değildi
sanki kuşlar albümünden bir maden


-yeditepe istanbul - 17. bölüm